- Almanya´da birçok konser verdiniz. Hiç halk konseri de var mıydı bunların arasında?
- Birçok kentte halk konseri de verdik ve bunlar genelde çok coşkulu geçer. Konserlerimde şarkıların bir kısmını seyircilere emanet ederim. Ben susup, kolumu kaldırdığımda, onların sesi yükselir. Meydanda yabancılar da olacak. Böyle bir anda sessizlik olur mu diye hiç düşünmemiştim aslında.
- Her dilden ve ırktan insanın bir araya gelip, benzer festivaller düzenleyecekleri, Kürtçe, Lazca, Ermenice, Rumca şarkıları birlikte söyleyecekleri günler sizce yakın mı?
- Almanya bu multi-kulti dedikleri olaya uzun süre entegrasyon ve „Gastarbeiter“ açısından yaklaştı. Her fırsatta kültürel ilişki olarak görülmesi, sanatın bu kadar daraltılmaması gerektiğini hatırlattım. Bu anlayışın artık azaldığını görüyorum.
- Peki Türkiye´de niye yaşanmıyor bu durum?
- Bunun için aslında hiçbir engel yok! Sorun, Türkiye´nin Osmanlı travmasını hala yaşıyor olmasında. Cumhuriyet kurularak bir ulus yaratıldı; o dönemde haklı bir bölünme korkusu vardı. Bunun üzerinden neredeyse bir asır geçti ama ülke bu korkuyu atlatabilmiş değil. Kültürleri ifade etmek bölünme riski olarak algılanılmamalı artık. “Bu sorun nasıl çözülür” sorusuna yanıtım sadece şudur: Halkların onurlarına hitap etmeden sorun çözülemez! Yaşar Kemal´in bir anısı vardır. Van´da yaşlı bir adamcağız gelir yanına ve sorar: Yaşar abi, Kürtçe diye bir dil yok mu? Bizim hiç yazarlarımız yok mu?“ Yaşar Kemal „Olmaz olur mu hiç!“ der ve saymaya başlar. Adamın verdiği yanıt ise „E peki o zaman neden bana, sen yoksun diyorlar?“ Bir dile, bir kültüre yokmuş muamelesi yapamazsın. „Körler görmese de yıldızlar vardır“ der Nazım Hikmet bir şiirinde; dünyanın açıklaması budur işte.
- Anılarınızdan oluşan „Sevdalım Hayat“ adlı kitabınız da Almanca´ya çevriliyordu. Yayımlanma tarihi belli oldu mu?
- Bahar 2011´de piyasaya çıkacak. Kitaba konmak üzere Augsburg´ta fotoğraflar çekeceğiz.
- Siz çok yönlü bir sanatçısınız. Bu kadar çok alanda üretmeyi ve hepsinde neredeyse eşit derecede başarılı olmayı nasıl başarıyorsunuz?
- Bu benim için bir yaşam tarzı. Üretmeyi bıraksam, yaşayamam. Sanatın farklı dalları birbirinden çok da ayrı şeyler değildir. Bu, günümüzün tek bir konuda uzmanlaşma beklentisini yansıtıyor aslında. Hans Eisler´in benim yaşam felsefem gibi olan bir sözü vardır. „Sadece müzikten anlayan kişi, müzikten de anlayamaz.“
- Biraz da siyaset sorsak? Açılım ve Anayasa…
- Ben, “Demokratik Açılım”a destek verenlerdendim ve bu yüzden çok eleştirildim.
- O dönemde köşenizde „Doğru adımları kimin attığı önemli değildir; önemli olan devamının getirilip getirilmeyeceğidir“ demiştiniz.
- Aynen öyle. Ama maalesef söylemler haricinde hiçbir şey yapılmadı. Açılım, Meclis’te çıkarılan birkaç yasadan ibaret kaldı. Anayasa´yı da önemli birkaç değişikliği ön plana çıkarıp, kısacası kaktüsün üstünü şekerle kaplayıp, önümüze sundular. En doğru yol bu taslağı veto edip, yeni bir anayasa çalışmasına gidilmesidir. Fakat hükümetin ve siyaset içinde aktif rol alanların tamamıyla uzağında durarak yapılması gereken bir çalışma bu.
|