Merhaba Verlag und Werbeagentur
Ana Sayfa Hakkımızda 2018 Sayıları
Reklam İletişim Künye

Güney Almanya'nın en büyük Türkçe gazetesi

Sayy: 562 - 17.05. - 01.06.2018 Son sayı için tıklayın
Nerede
  Ana Sayfa
  Hakkımızda
  2018 Sayıları
  Fiyat Listesi
  Reklam
     Başvurusu
  Baskı Tarihleri
  İletişim / Kontak
  Arşiv [Sayfalar]
  Arşiv Haberler
 
 
nerede 2017/18
 
Aradığınızı Bulmak İçin
Tıklayın!
Güney Almanya
İş Rehberleri
 


Dein PLZ:

 
Merhaba'dan Haberler

HDK-A Merkez Yürütme Kurulu toplandı

HDK-Avrupa Merkez Yürütme Kurulu, altıncı toplantısını çok sayıda ülkeden üyesiyle Köln kentinde, aynı gün gerçekleştirilen Afrin yürüyüş ve mitinginden sonra gerçekleştirdi. Afrin’e yapılan saldırılara karşı mücadele ön planda. Kent ve ülke olağan kongreleri sürüyor.

Merhaba (Köln) 
Resim galerisi için tıklayın
Tüm Avrupa ülke ve kentlerinde örgütlenmesini sürdüren Halkların Demokratik Kongresi – Avrupa (HDK-A), onlarca kent ve ülke kongrelerinden sonra, tam bir yıl önce, 4 Şubat’ta Kuruluş Kongresi’ni gerçekleştirmişti. Kongrede seçilen eş sözcüler ve meclis içinden seçilen HDK-A Merkez Yürütme Kurulu (MYK) da altıncı toplantısını, aynı gün gerçekleştirilen Afrin yürüyüş ve mitinginden sonra Köln kentinde yaptı. Gösteriye katılan MYK üyeri, daha sonra Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF)’e bağlı Multi Kulti Derneği’nde toplantısını gerçekleştirdi.

Eş Sözcüler Esra Asiye Güden ve Demir Çelik dahil, 37 kişiden oluşan MYK, gösteriye gelebilen üyelerinin büyük çoğunluğu ve bazı ülke eş sözcülerinin de katılımla toplandı. Gelemeyen üyeler, bulundukları ülkelerdeki yine Afrin saldırısını protesto eylemlerinde yerini aldılar. Tüm Avrupa’da olağan ülke ve kent kongrelerini gerçekleştiren HDK-A 2. Meclis toplantısı 3 Mart 2018 tarihinde Frankfurt’ta yapılacak.

Afrin’e yapılan saldırılara karşı mücadele ön planda
Efrin’de ve dünyada demokrasi ve özgürlük mücadelesinde şehit düşenlerin anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan toplantı katılımcıları, aynı gün Köln’de yapılan ve onbinlerin katıldığı Efrin direnişiyle dayanışma yürüyüşüne de katılım sağladı. Toplantı sonrası AF’ye yapılan açıklamada “HDK-A MYK’sı tek tep elbisse, OHAL ve KHK’lar olmak üzere çok yönlü mücadeeyle karşı karşıya olduğunun bilinciyle, özellikle Afrin’le dayanışma ön planda tutulacak.” denerek, tüm etkinliklerde tek tip elbise, OHAL, KHK ve tüm insan hakları ihlallerine karşı, Avrupa2nın tüm ülkelerinde de halklarımızın sesi olacağız” dendi.

Halkların Demokratik Kongresi – Avrupa (HDK-A) Merkez Yürütme Kurulu’nun 27 Ocak 2018 tarihli toplantı sonuç bildirisi şöyle:

HDK-A MYK 6. Toplantısı Sonuç Bildirgesi
27 Ocak 2018 tarihinde Almanya’nın Köln kentinde 6. olağan toplantısını gerçekleştiren HDK-A MYK’mız, toplantısını Efrin direnişine adadı.

Efrin’de ve dünyada demokrasi ve özgürlük mücadelesinde şehit düşenlerin anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan toplantımızın katılımcıları, aynı gün Köln’de yapılan ve onbinlerin katıldığı Efrin direnişiyle dayanışma yürüyüşüne de katılım sağlamıştır.

Türk devletinin Efrin’e yönelik işgal saldırısı, OHAL ve KHK uygulamalarını, tutsaklara dayatılan tek tip elbise saldırısını ele alan MYK’mız, Türk devletinin Kürt halkımıza ve toplumsal muhalefete karşı yürüttüğü topyekün saldırısına karşı Avrupa’da da birleşik mücadelenin yükseltilmesi için çabaların artırılması gerektiğinin altını çizmiştir.

Efrin’e işgal savaşına ve tutsaklara yönelik tek tip elbise (TTE) saldırısına karşı mücadelenin içinden geçtiğimiz süreçte aciliyetine vurgu yapan MYK’mız, sivil faşist silahlı çetelerinin geliştirecekleri saldırılara ve Alevilere yönelik katliam tehlikelerine de dikkat çekmiştir.

MYK’mız HDK-A güçlerinin, savaşa ve faşizme

karşı duran bütün kesimlerin Avrupa’da daha kitlesel olarak sokağa çıkmaya çağırmaktadır.

MYK’mız, HDK-A’nın Avrupa çapında oluşturulan platformların bileşeni olarak daha fazla rol oynaması gerektiğinin bilinciyle hareket edecektir. HDK-A’nın daha güçlü ve görünür tarzda eylemlerde yerini alması için bütün bileşenlerin daha duyarlı olması gerekmektedir.

3 Mart’ta yapılacak olan Meclis toplantısının hazırlıklarını da ele alan MYK’mız, aşağıdaki kararları almıştır: HDK-A, Efrin’i sahiplenme eylemlerine tüm güç ve olanaklarını seferber edecektir.

HDK-A ile diğer kurumlar veya platformlar arasındaki iletişimin Eş Sözcüler üzerinden yürümesi ve böylece işleyiş ve iletişimin güçlendirilmesi. AABF’in Efrin’i sahiplenme eylemlerine katılımını ve birleşik mücadeleyi güçlendirmek amacıyla AABF ile bir görüşme yapılacaktır. Bunun için bir heyet oluşturulmuştur. HDK-A’nın gündemindeki kimi öneriler Efrin’i savunma platformuna götürülecektir.

Bileşeni olduğumuz Edi Bese platformunda TTE’ye ilişkin alınan kararların uygulanması için HDK-A örgütleri harekete geçmelidir. Efrin’i sahiplenme ve TTE’ye karşı mücadele birleştirilerek yürütülecektir.

3 Mart’ta Frankfurt’ta toplanacak olan HDK-A Meclis toplantısında HDK-A’nın bir yıllık siyasal ve örgütsel faaliyeti değerlendirecektir. Faaliyet raporu önceden alanlara gönderilerek, ülkeler ve kentlerde delegelerin okuması ve tartışması sağlanacaktır. Ayrıca siyasal süreç tartışılarak, HDK-A’nın önünde duran güncel görevler tespit edilecektir.

Genel Meclis toplantımızdan önce HDK-A Meclisinde yer alan kadınlar bir toplantı gerçekleştirecektir.

Halkların Demokratik Kongresi – Avrupa (HDK-A) Merkez Yürütme Kurulu

--- Halkların Demokratik Kongresi – Avrupa (HDK-A) Merkez Yürütme Kurulu’nun 27 Ocak 2018 tarihli toplantısında yaptığı siyasal değerlendirme şöyle:

HDK-A Merkez Yürütme Kurulu’nun 27 Ocak 2018 tarihli 6. toplantısında yapılan siyasal değerlendirmedir.
Son MYK toplantısından bu yana bölgesel ve uluslararası planda artan bir biçimde öne çıkan ve bizleri de doğrudan ilgilendiren konunun adı kısaca Afrin’dir.

Irak ve Suriye’de IŞİD çetelerinin yenilgisinden sonra, Suriye’de savaşın artık bitmek üzere olduğunun dillendirildiği bir sırada bölgede savaşın yeniden alevleneceği bir evreye girilmektedir. IŞİD’in başkenti Rakka’nın düşmesiyle birlikte İslamcı çetelerin İdlib’de toplandı ya da toplanmasına müsaade edildi. Rusya, İran ve Türkiye arasında yapılan anlaşmayla İdlib bölgesinde çatışmasızlığın sağlanması görevi Türkiye’ye verildi. Kuşkusuz Türkiye’nin derdi çatışmasızlığı sağlamak değil, başından beri desteklediği İslamcı çetelere hamilik yapmak ve onları kendi bölgesel hesapları için kullanmaktır.

AKP-Erdoğan hükümeti içerde uyguladığı olağanüstü hal rejimini, uluslararası güç dengesinin kendisine tanıdığını varsaydığı hareket alanı çerçevesinde Suriye’de de uygulamayı hedeflemektedir. Yani iç politikasındaki Kürt düşmanı, inkar ve imhacı politikasını Kuzey Suriye Federasyonu altında toplanan kantonların –becerebilirse- imhası ya da en azından darbelenmesi şeklinde sürdürmek istiyor. İçerde olağanüstü hal altıncı kez uzatılırken, tezkeresi zaten her zaman elinde olan sınır ötesi askeri müdahale hazırlıkları da tüm hızıyla sürüyor. Rojawa kantonlarının birleşmesini engellemek ve YPG’yi zayıflamak için girişilen ve tam bir başarısızlıkla sonuçlandığını artık hiç kimsenin gizleyemediği “Fırat Kalkanı harekatı” Afrin kantonuna yönelik olarak güncelleniyor. Suriye’ye çete ve asker sevkiyatı medyatik propaganda eşliğinde başlatıldı. Savaş sadece askeri değil, en pespaye biçimleri altımda ifade edilse bile, siyasi ve ideolojik bir savaş. “Camiler kışla minareler süngü” şiirleri ırkçı-islamcı-faşistlerin tam kendi seviyelerine uygun yalan, çarpıtma ve uydurma haberlerle yürütülen bir savaş. Kan dökmeye gidenlerin, saldırganlıklarına barışın simgesi “zeytin dalı” adını vermeleri ister istemez akıllara, yalanın ve demagojinin ustası Goebels’i getiriyor.

Bugüne kadar uluslararası medyada en çok konuşulan ve üzerine yorumlar yapılan konu, Türkiye’nin genel olarak PYD/YPG’ye özel olarak Afrin’e yönelik saldırı tehditlerinin sonunun nereye varacağı ve Türk ordusunun Afrin’e girmeye kalkışması halinde bölgesel ve uluslararası güçlerin hangi tavrı alacağıdır. Anti-IŞİD koalisyonun lideri ABD, IŞİD’e karşı sıcak savaşta Türkiye’nin itiraz ve sızlanmalarını bir kenara bırakıp YPG ile fiilen ittifak sürdürürken, şimdi bir tavır değişikliğine girdi. Dışişleri bakanı Rex Tillerson tarafından açıkça ifade edilen “ABD’nin ve İsrail’in güvenliği için Suriye’de askeri varlığını sürdürme” politikasının, en azından Türkiye ile ilişkileri bağlamında ayrıntıda nasıl somutlanacağı başka bir sorudur, ama bu sorunun en kısa dönemde ifadesi “ABD, TC’nin Afrin’e girmesine yeşil ışık yakacak mıdır?” sorusuna “evet yakmıştır” cevabı verebiliriz.

Benzer bir soru, Suriye hükümetinin müttefiki olarak bölgede yer alan ve başarısızlıkla sonuçlanan Cenevre görüşmelerine karşı ayrı bir müzakere süreci başlatan Rusya için de geçerlidir.

Türkiye’nin Afrin’e müdahale edip edemeyeceği her ne kadar ABD ve Rusya’nın vereceği bir yeşil ışığa veya hayırhah tutuma bağlı olsa da, AKP-Erdoğan rejimi iktidarını sürdürmek için içerde nasıl her alanda pervasızca saldırıyorsa, onlara rağmen de Afrin’e girmeye kalkabileceği göz ardı edilemez. Afrin’e olası bir müdahale karşısında Afrin halkının temsilcileri, PYD/YPG ve PKK’den yapılan açıklamalarda ifade edildiği gibi, işgale karşı müthiş bir direniş gösterileceğini ifade etmişlerdir.

Sahada ya da cephede olabilecekler kadar cephe gerisinde ne yapıldığı da bir o kadar önemidir. Kısaca ifade ettiğimiz bu durum ve olası gelişmeler karşısında HDK-A’nın gündeminde zaten var olan olağanüstü hal rejimine karşı mücadele kampanyasının ilk maddesi Afrin’i işgal girişimine ve savaşa karşı Avrupa’dan güçlü bir sesin çıkmasını sağlamaya çalışmak olması gerekir. Bu çaba kapsamında özellikle Erdoğan rejiminin başta Almanya olmak üzere AB ile ilişkileri yeniden düzeltmeye başlamış olması ve bu çerçevede Türkiye’ye satışı durdurulan Leopard panzeri ve askeri malzeme sevkiyatına başlanacağının basına sızması göz önünde bulundurularak, Avrupa’nın demokratik ve savaş karşıtı güçleriyle ortaklaşa bir mücadele örgütlenme gereği kendini göstermektedir. Erdoğan rejimini tecrit etmeye yönelik Avrupa hükümetleri üzerinde baskı kurmak için de bu gereklidir.

20 Ocak Cumartesi günü başlayan Afrin’i bombalama hareketine ilk elde rutin denecek tarzda Avrupa’nın pek çok yerinde tepki gösterilmiştir. Ancak Avrupa’dan daha güçlü ve merkezi bir protestonun çıkmasını sağlamak da bir görevdir.

Savaş politikanın şiddet araçlarıyla devamıdır. Dışarıda savaşa giden, içerde de savaş düzeninde cephe gerisini denetlemek ister. Erdoğan rejiminin olağanüstü hal ve KHK’lar yapmak istediği de budur.

Dış savaş, hele de Türkiye ve Kürdistan’ın bugünkü koşullarında iç savaşı tetikler. Erdoğan iktidarının resmi devlet güçlerinin ötesinde kefenli-kefensiz bir İslamcı-faşist güruhu silahlandırması ve eğitimden geçiriyor olması da, zorunlu kalırsa ya bir iç savaş çıkarmak ya da devrimci bir kalkışmayı iç savaşla ezmek hesabının gereğidir. Öyleyse, bugün Afrin’e düşen bombaların yarın Türkiye’yi de yakacak bir savaşa dönüşme olasılığını göz ardı etmeyen bir politikayı geç kalmadan tartışmak, bunun HDK-A’nın görevleriyle bağını kurmak gerekir. Söylemek istediğimiz Erdoğan iktidarının kendini yasallaştırdığı ama meşrulaştıramadığı dayanaklarına yani olağanüstü hal rejimine ve KHK uygulamalarına (parlamentonun devre dışı bırakılmasından tek tip elbise dayatmasına kadar bir dizi uygulamaya) son verilmesi talebini savaşa karşı mücadelenin de ayrılmaz bir parçası olarak güçlü biçimde dillendirmek gerekir.

Erdoğan diktatörlüğünün yeni saldırı konseptinin temel ayaklarından birini de hapishanelerin toplama kamplarına çevrilmesi ve kitlesel tutuklamalarla mücadeleden koparmak hedefiyle hapishanelere doldurduğu politik tutsakların teslim alınmasıdır. Başta HDP’nin Eş Başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları ve binlerce aktivisti olmak üzere, faşizme karşı mücadelede öncü, aktivist, örgütleyici konumunda olan binlerce insanın doldurulduğu hapishanelerde, tek tip elbise uygulaması (TTE) uygulaması üzerinden onların iradesini kırmak, kimliksizleştirmek ve böylece toplumun teslim alınması hedeflenmektedir. Tutsaklara dayatılan TTE saldırısına karşı mücadele ederek, politik tutsakları sahiplenmek de acil görevlerimiz arasında yer almaktadır.

Erdoğan rejiminin içerde ve dışarda saldırgan, savaşçı politikasının bir ayağının da Avrupa olduğunu bir kere daha hatırlatmak isteriz. Almanya başta olmak üzere belli başlı Avrupa ülkelerinde gerek istihbarat teşkilatının, gerek “sivil” toplum örgütü kılıklı İslamcı-faşist cami ve derneklerin, gerekse çeşitli adlar altındaki mafya türü çetelerin de boş durmadığını, her türlü provokasyon ve pasifikasyon aracı olarak iş gördüklerine dikkat çekmek ve bunları deşifre etmek gerekir.

AB ile Türkiye arasında ilişkileri yeniden düzeltme çabalarının daha şimdiden örneğin Almanya’da devletin Kürt kurumlarına ve devrimcilere yönelik yasak ve baskılarını artırdığına dikkat çekmek isteriz.

Ve güncel durum bağlamında son olarak da, Almanya’da örneğin metal işçilerinin grevlerine dikkat çekmek isteriz. Bu grevler hakkında bilgilenmek, ilişkilenmek ve dayanışma yolları bulmak da bizim görevimiz olmalıdır. Hem en azından demokrat olmanın gereği bu olduğu için, hem de “başkalarının” dertlerine ve mücadelesine ortak olunmadığında, dünyanın hiçbir yerinde salt “insaniyet namına” diye yapılan çağırılara cevap verilmediği içindir.

HDK-A MYK
Teilen
2018-02/02-Sayı-556
Merhaba TV
Takvim
Interna
Toker
CNR Food Istanbul
CNR Emlak Fuari
Fehmy und Fesih
Türkische Spezialitäten Schillergarten
Dr. med. univ. A. Aslan
Signboxx
Cigköftem
Grafithek
Designmatic
AK-SU
Sayfam
Dis Doktoru - Kangal
Memmo Döner Bıçakları
Aydoğan Elektronik
Avukatlık Bürosu KARAKAŞ
Anwaltskanzlei KARAAHMETOĞLU & KOLLEGEN