‘Gurbet’ kavramı artık geçmiÅŸte kaldı

Almanya’da yaÅŸayan biz Avrupalı Türkler ve Türkiye’den son yıllarda gelen vatandaÅŸlarımız için “gurbet” kavramı artık geçmiÅŸte kaldı.

Tevfik ŞENDÖL (Münih)

Bavyera – Türk İş Forumu BaÅŸkanı, Bavyera Entegrasyon Komisyonu Üyesi, Bavyera Am Hart Mahalle TeÅŸkilatı BaÅŸkan Yardımcısı, Bavyera Kuzey Münih İlçe Yönetim Kurulu Üyesi, Bavyera Dış ve Güvenlik Politikaları Çalışma Grubu Üyesi, Bavyera Kamu Hizmeti Çalışma Grubu Üyesi, Bavyera SaÄŸlık ve Bakım Politikaları Çalışma Grubu Üyesi Serdar Duran: Almanya’da yaÅŸayan biz Avrupalı Türkler ve Türkiye’den son yıllarda gelen vatandaÅŸlarımız için “gurbet” kavramı artık geçmiÅŸte kaldı. Bu topraklar bizim evimiz oldu; burada büyüdük, çalıştık, aile kurduk. Ancak, burada yaÅŸamanın getirdiÄŸi bazı zorluklar hâlâ sürüyor. “Olmak ya da olmamak” meselesi, Almanya’da yaÅŸayan bir Türk olarak, sadece kiÅŸisel bir varoluÅŸ sorgulaması deÄŸil; aynı zamanda kimliÄŸimizi koruma, topluma katkıda bulunma ve gelecek nesillere güçlü bir miras bırakma mücadelesidir.

Mevlâna Celâleddin Rûmî’nin “Her ne olursan ol, ya olduÄŸun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözü, bu baÄŸlamda bize önemli bir rehber sunuyor. Ancak, Almanya’da, özellikle İslamofobi ve Türkofobi’nin arttığı bu dönemde, bu öğüdü bir adım öteye taşıyarak “olmak istediÄŸin gibi görün” ÅŸeklinde yeniden yorumlamak gerekiyor. Bu sadece bir dış görünüş deÄŸil; aynı zamanda içten gelen bir duruÅŸ ve kimlik bilinci olmalıdır. Bu duruÅŸ, geleceÄŸe umutla bakan, giriÅŸimci bir ruhla dolu bir neslin inÅŸasında hayati önem taşır.

Almanya’da yaÅŸayan bizler, bir yandan kendi kültürel ve dini deÄŸerlerimizi korurken, diÄŸer yandan bu toplumda kabul görmek ve etkili bir rol oynamak için çabalıyoruz. Almanya’da “olmak”, sadece fiziksel bir varlık göstermek deÄŸil; kimliÄŸimizi, deÄŸerlerimizi ve ideallerimizi bu toplumda saÄŸlam bir ÅŸekilde inÅŸa etmek anlamına gelir. GiriÅŸimci ruhumuzu canlı tutmak, sadece kendi geleceÄŸimizi deÄŸil, aynı zamanda bizden sonraki nesillerin de geleceÄŸini ÅŸekillendirecektir. Bu süreçte, olmak istediÄŸimiz kiÅŸiyi cesurca inÅŸa etmek ve bu kimliÄŸi kararlılıkla yansıtmak gerekir.

Zaman zaman Türk, zaman zaman Müslüman, zaman zaman da göçmen kimliÄŸimizin dışlanmaya çalışıldığı anlarda bile, bu kimliÄŸi gururla taşımak ve Alman toplumuna olumlu bir ÅŸekilde yansıtmak, hem bireysel hem de toplumsal bir direnç biçimi olarak deÄŸerlendirilebilir. Almanya’da “olmak”, kendimizi ve deÄŸerlerimizi kaybetmeden, toplumsal baskılara karşı durmak ve bu toplumda saygın bir yer edinmek demektir. GiriÅŸimcilik ruhuyla, her gün bu hedeflerimizi ve deÄŸerlerimizi somut adımlarla ileri taşımak, sadece bizim için deÄŸil, bizden sonra gelen nesiller için de güçlü bir örnek teÅŸkil eder.

Bizim için artık “gurbet” yok; burası bizim de yurdumuz, burada kimliÄŸimizi ve deÄŸerlerimizi muhafaza ederek, Almanya’da güçlü ve kendine güvenen bireyler olarak var olma yolunda kararlılıkla ilerlemeliyiz. Ayrıca, gelecek nesiller için saÄŸlam temeller atarak, onların da bu toplumda kendilerini güçlü ve güvenli hissetmelerini saÄŸlamak bizim görevimizdir. GiriÅŸimcilik ruhu, bu süreçte en büyük itici gücümüz olmalı; bu ruhla hem bireysel baÅŸarılar elde etmeli hem de toplumsal katkılarımızı artırmalıyız. Avrupa’nın baÅŸka bir ülkesinde iseniz, sizin için de geçerli bu sözler. 

Sonuç olarak, Almanya’da “olmak ya da olmamak” tamamen bizim elimizde. Kendi kimliÄŸimizi ve deÄŸerlerimizi koruyarak, giriÅŸimcilik ruhumuzu geliÅŸtirerek, bu toplumda kendimize güçlü bir yer edinebiliriz. 

Shakespeare’in ve Mevlâna’nın öğütlerini birleÅŸtirerek, Almanya’da kim olmak istediÄŸimizi netleÅŸtirmeli ve bu yolda emin adımlarla ilerlemeliyiz. Çünkü Almanya’da “olmak”, sadece fiziksel varlığımızı sürdürmek deÄŸil; aynı zamanda kendi kimliÄŸimizi ve deÄŸerlerimizi bu toplumda,

Bavyera’da, Almanya’da, Avrupa’da onurla temsil etmek ve gelecek nesillere güçlü bir miras bırakmaktır.