Soykırıma güç veren Almanya’daki İsrailli silah üreticisi ile bunu engellemeye çalışan beÅŸ Filistin dayanışması aktivistinin davası, Almanya’da adil yargılanma, doÄŸrudan eylem ve silah ihracatı tartışmalarının odağında yer alıyor.
Almanya’nın güneyindeki Ulm kentinde, İsrailli silah üreticisi Elbit Systems’in tesislerine yönelik bir eylem nedeniyle tutuklanan beÅŸ Filistin dayanışması aktivisti, Nisan 2026’dan bu yana Stuttgart-Stammheim’daki yüksek güvenlikli mahkeme salonunda yargılanıyor.
Kamuoyunda “Ulm 5” davası olarak bilinen dosya, savcılığın “suç örgütü üyeliÄŸi” iddiası, yargılama koÅŸulları ve Almanya’nın İsrail’e silah ihracatındaki rolü nedeniyle geniÅŸ bir politik ve hukuki tartışmanın merkezine yerleÅŸti.
Davanın sanıkları Daniel Tatlow-Devally, Leandra Rollo, Crow Tricks, Zo Hailu ve Vi Kovarbasic. İrlanda, İspanya, BirleÅŸik Krallık ve Almanya vatandaşı olan beÅŸ aktivist; 8 Eylül 2025’te Elbit Systems’in Ulm’deki tesisine girmek, içerideki mobilyalara, pencerelere ve teknik ekipmanlara zarar vermek, duvarlara slogan yazmak ve eylemi kayıt altına almakla suçlanıyor.
Savcılığa göre olayda yaklaşık 1 milyon euroluk maddi zarar oluştu. Aktivistlerin aileleri ve savunma avukatları ise olaydan sonra beş kişinin polis gelene kadar alanda kaldığını, gözaltına alınırken direniş göstermediğini ve eylemlerinin amacını gizlemediğini vurguluyor.
Cam kafesin arkasında yargılama
Davanın sembolik ağırlığını artıran unsurlardan biri, yargılamanın Stuttgart-Stammheim’da görülmesi.
Stammheim, 1970’lerde Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) militanlarının davalarıyla anılan bir sembol olarak akıllarda kaldı. Ulm 5 avukatlarına göre bu tercih, sanıkların daha duruÅŸmanın başında “tehlikeli” ya da “terörist” gibi algılanmasına yol açıyor.
Savunma, beş kişinin cam bölmenin arkasında ve kelepçeli tutulmasını, avukatlarıyla yan yana oturamamasını ve duruşma boyunca gizli iletişim kurmakta zorlanmasını adil yargılanma hakkı açısından sorunlu görüyor.
19 Haziran 2026’daki yedinci duruÅŸma da bu tartışmaların gölgesinde geçti. DuruÅŸmayı izleyen gazetecilerin aktarımlarına göre savunma avukatlarının müvekkilleriyle birlikte oturma talepleri yine reddedildi. Bu nedenle, kurÅŸun geçirmez camın ardındaki sanıklarla avukatlar arasında iletiÅŸim kurulabilmesi için mikrofon düzenlemeleri yapılması gerekti. Avukatlar, bu uygulamanın yalnızca teknik bir mesele olmadığını, mahkeme salonunda sanıkların suçluluÄŸuna dair görsel ve psikolojik bir ön kabul yarattığını savunuyor.
Halbuki Stammheim’ın baÅŸka salonlarında, Ulm 5’in karşı karşıya kaldığı suçlamalardan daha ağır suçlamalarla yargılanan kiÅŸilerin duruÅŸmalar sırasında cam kafes yerine avukatlarının yanında ve kelepçesiz oturabildiklerine dikkat çekiliyor.
Soykırımın ortağı mı?
Ulm 5 davasının merkezindeki Elbit Systems, İsrail’in en büyük savunma sanayi ÅŸirketlerinden biri. Åžirket, 2020 yılında Telefunken’in Ulm’deki fabrikasını satın alarak üretime baÅŸladı.
Elbit Systems’in Almanya’daki yapılanması askeri iletiÅŸim, sensör, komuta-kontrol ve güvenlik teknolojileri alanlarında faaliyet gösteriyor. Almanya ise ABD’nin ardından İsrail’in en büyük ikinci silah tedarikçisi konumunda bulunuyor. Shadow World Investigations verilerine göre Almanya, 2024 yılında İsrail’e 161 milyon euroyu aÅŸan silah ihracatı gerçekleÅŸtirdi. Bunun önemli bir bölümünün Elbit Systems baÄŸlantılı olduÄŸu belirtiliyor.
Åžirketin Ulm’deki varlığı da bu nedenle uzun süredir Filistin dayanışması hareketlerinin protestolarına konu oluyor. Aktivistler, ÅŸirketin İsrail ordusuyla iliÅŸkisi ve Almanya’nın İsrail’e askeri ihracatındaki rolü nedeniyle eylemlerini “Gazze’deki sivilleri koruma” amacıyla gerçekleÅŸtirdiklerini ifade ediyor.
Eylemin meşruluğu tartışılıyor
Savunmanın hukuki dayanaklarından biri Alman Ceza Kanunu’ndaki “Nothilfe” kavramı.
Bu kavram, meÅŸru müdafaanın bir baÅŸkası adına kullanılmasını ifade ediyor. Savunmaya göre BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in de iÅŸaret ettiÄŸi üzere Gazze’deki siviller hukuka aykırı saldırılar altında bulunuyor ve bu durum sanıkların eylemlerinin hukuki zeminde deÄŸerlendirilmesini gerektiriyor.
Daniel Tatlow-Devally’nin 29 Mayıs’taki duruÅŸmada yaptığı konuÅŸma da bu yaklaşıma dayanıyordu. Tatlow-Devally, eylemlerinin ardındaki motivasyonun acil insani sorumluluk olduÄŸunu belirterek, yalnızca soykırımın deÄŸil, soykırımın sürmesini saÄŸlayan silahların üretimine katkıda bulunmanın da suç olduÄŸunu söyledi. Amaçlarının Gazze’de iÅŸlenen suçların sürmesini engellemeye çalışmak olduÄŸunu ifade etti.
Savunma avukatları Gazze’deki saldırılar, sivillerin ölümü ve İsrail’e silah tedariki baÄŸlamında sanıkların eylemlerinin hukuki olarak deÄŸerlendirilmesini isterken, savcılık ise olayı planlı mala zarar verme ve örgütlü faaliyet kapsamında ele alıyor.
Bu nedenle dava yalnızca beÅŸ kiÅŸinin ceza alıp almayacağıyla sınırlı görülmüyor. Aynı zamanda Almanya’da Filistin dayanışması hareketinin hangi araçlarla kriminalize edildiÄŸi, doÄŸrudan eylemin sınırlarının nasıl çizildiÄŸi ve silah ÅŸirketlerinin faaliyetleriyle bu ÅŸirketleri hedef alan protestolar arasında hukukun nasıl bir ayrım yaptığına iliÅŸkin önemli bir sınav niteliÄŸi taşıyor.
Dava Ocak 2027’ye uzadı
29 Haziran 2026’da görülen duruÅŸmada da esas hakkında bir karar çıkmadı. Savunma, sanıkların cam kafes arkasında tutulmasına, avukatlarıyla yan yana oturmalarının engellenmesine ve mahkeme heyetinin tarafsızlığına iliÅŸkin itirazlarını yineledi. Mahkeme ise yeni duruÅŸma tarihleri belirleyerek yargılamanın Ocak 2027’ye kadar süreceÄŸini açıkladı.
Böylece Ulm 5 davası, Almanya’da Filistin dayanışmasına yönelik cezai yaklaşımın, İsrail’e silah ihracatı tartışmalarının ve adil yargılanma hakkının kesiÅŸtiÄŸi en görünür davalardan biri olmayı sürdürüyor.
Bitirirken Daniel Tatlow-Devally’nin mahkemedeki ÅŸu sözünü hatırlamakta yarar var:
“Demokratik yaÅŸamla son derece derinden ve bir o kadar da karmaşık bir ÅŸekilde baÄŸlantılı olan, bu sebeple hayati önem taşıyan ancak nadiren kabul edilen bir ÅŸey yapmaya mecbur kaldım: DoÄŸrudan eyleme geçtim.”
(bianet, merhaba)










