Dünya genelinde gün geçtikçe hız kazanan yapay zeka yarışı, GüneydoÄŸu Asya’yı küresel bir veri merkezi üssüne dönüştürürken, tesislerin soÄŸutma ihtiyacı bölgedeki su kaynaklarını tüketme riskini beraberinde getiriyor.
Yapay zeka sistemlerinin yarattığı dijital devrim, aynı zamanda büyük oranda doğal kaynak tüketimine yol açıyor. Veri işleme süreçleri artık sadece enerji değil, geleneksel bulut bilişim sistemlerine kıyasla daha yoğun soğutma ve dolayısıyla daha fazla su kullanıyor.
Küresel teknoloji devlerinin veri merkezi üsleri kurmak için rotayı GüneydoÄŸu Asya’ya çevirmesi, bölgedeki “dijital susuzluÄŸu” kritik boyutlara taşıdı.
Paylaşılan güncel verilere göre, bölgedeki kurulu veri merkezi kapasitesi 2021’de 10 megavat seviyesindeyken, 2024 itibarıyla 1,3 gigavata yükseldi.
Yapılan analizler, 2035’e kadar veri merkezlerinin enerji ihtiyacının neredeyse 6 gigavata ulaÅŸabileceÄŸini gösteriyor.
AraÅŸtırmalar, 2027’de yapay zeka kaynaklı küresel su talebinin 6,4 trilyon litreye ulaÅŸabileceÄŸi uyarısında bulunarak, su verimliliÄŸi saÄŸlanamadığı takdirde dijital dönüşümün yerel kaynakları kurutabileceÄŸine dikkati çekiyor.
Singapur’un kısıtlamaları, yatırımları komÅŸu ülkelere kaydırdı
Kaynaklar üzerindeki baskının artmasının ardından yerel yönetimler strateji değişikliğine gitti.
Güneydoğu Asya ülkesi Singapur, sınırlı kaynakları korumak amacıyla veri merkezi projelerine yönelik düzenlemeleri sıkılaştırdı ve bu durum, bölgesel yatırım haritasını değiştirdi.
Teknoloji devlerinin yatırımlarını Malezya ve Endonezya’ya kaydırmasıyla bu ülkeler de benzer bir sürdürülebilirlik kriziyle karşı karşıya kaldı.
Malezya’nın Johor bölgesi, kısa sürede dünyanın en hızlı büyüyen veri merkezi pazarı haline gelerek milyarlarca dolarlık yatırım çekti. Ancak bu tesislerin günlük su tüketimi, bazı bölgelerde binlerce hanenin toplam ihtiyacını aÅŸmaya baÅŸladı.
Eyalet yönetimi, altyapı yetersizliÄŸi ve su güvenliÄŸi gerekçesiyle 2025’teki yeni veri merkezi baÅŸvurularının yüzde 30’unu reddetti. Yeni projeler için içme suyu yerine geri dönüştürülmüş su kullanımı ve sıvı soÄŸutma teknolojileri zorunlu hale getirildi.
Bölgede ekonomik getiriler ile çevresel maliyetler arasındaki dengenin bozulması, Şubat 2026 itibarıyla yerel halkın katılımıyla düzenlenen protestolara da zemin hazırladı.
Sıcak iklimlerde risk daha büyük
ABD’deki California Üniversitesi’nden Dr. Shaolei Ren, AA muhabirine yaptığı açıklamada, soÄŸutma talebinin büyük ölçüde yerel hava koÅŸullarına ve soÄŸutma sistemi iÅŸletim ayarlarına baÄŸlı olduÄŸuna iÅŸaret etti.
Güneydoğu Asya gibi sıcak iklimlerde söz konusu talebin daha da artabileceğine değinen Ren, bu bölgelerde birim başına düşen su kullanımının daha soğuk iklimli bölgelere kıyasla daha yüksek olabileceğini belirtti.
Ren “Kuzey Avrupa gibi daha soÄŸuk bölgelerle karşılaÅŸtırıldığında sıcak ortamlardaki veri merkezleri genellikle yıl boyunca önemli ölçüde daha fazla soÄŸutmaya ihtiyaç duyar ve bu da buharlaÅŸmalı soÄŸutma kullanılması halinde su tüketimini artırabilir.” ÅŸeklinde konuÅŸtu.
Yapay zeka modelleri daha karmaşık hale geldikçe, soğutma ihtiyaçlarının da artabildiğinin altını çizen Ren, buharlaşmalı su kullanımını ciddi ölçüde azaltabilmesi nedeniyle sıvı soğutma teknolojilerinin umut verici olduğunu vurguladı.
“Sıvı soÄŸutma teknolojileri, soÄŸutma için tatlı suya bağımlılığı azaltırken verimliliÄŸi artırabilir.” diyen Ren, buna raÄŸmen buharlaÅŸmalı soÄŸutma yönteminin özellikle sıcak iklimlerde yer alan pek çok bölge için en verimli soÄŸutma aracı olmayı sürdürdüğünü aktardı.
Çevresel etkenler yerine ekonomik faydalardan bahsetmek daha kolay
Ren, birçok teknoloji ÅŸirketinin GüneydoÄŸu Asya’da veri merkezleri kurulmasının ekonomik faydalarını ifade ettiÄŸini, çünkü bunun konuyu çevresel açıdan ele almaktan daha kolay olduÄŸunu dile getirdi.
Birçok bölgede su altyapısının su havzası stresi ve uzun vadeli kaynak planlaması üzerindeki etkilerinin hala tartışıldığını söyleyen Ren, bu konuda daha doğru verilere ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Halihazırda su sıkıntısı çeken bölgelerde su talebinden yeterince bahsedilmediÄŸini kaydeden Ren, “ÇoÄŸu ÅŸirket, küresel veya ÅŸirket genelindeki su rakamlarını raporlarken, tesis düzeyinde ya da bölgeye özgü olan verileri nadiren açıklıyor ve bu da toplulukların yerel etkileri anlamasını zorlaÅŸtırıyor.” ifadesini kullandı.









